PSİKANALİTİK KURAM VE SİNEMA

Sinemanın en çok faydalandığı alanlardan biri de psikolojidir. Bu çalışma, Freud’un psikanalitik kuramından örneklerler sunarak, sinemanın psikoloji biliminden nasıl faydalandığını ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma ile birlikte psikanalitik ve sinema ilişkisi daha da belirginleştirilmiştir.

Giriş

Bilim ve sanat her zaman birbiriyle ilişkili olmuştur. Kimi zaman bilim sanatı, kimi zaman da sanat bilimi ileriye taşımıştır. Bu çerçevede psikoloji ve sinemanın birbiriyle olan ilişkisini ortaya koymak önem teşkil etmektedir. Freud’un ortaya attığı psikanalitik kuramın sinemaya etkileri üzerine çeşitli film sitelerinde örnekler bulunmaktadır. Fakat bu örnekler belirli filmler üzerinden ilerlemekte ve yeterince kapsamlı olmamaktadır. Bu çalışmada ise ters üçgen mantığı ile ilkin kuramsal bilgilendirme, ardından üçgeni daraltarak psikanalitik ve sinema ilişkisini ortaya koymak esas alınmıştır.

SİGMUND FREUD VE PSİKANALİTİK KURAM

İlk kez, Avusturyalı nörolog Sigmund Freud’un öne sürdüğü psikanalitik gelişim kuramı, kişiliğin gelişimi ve bu gelişim aşamalarının neler olduğu üzerine cevaplar veren, psikoloji bilimi ve insanlık adına oldukça önemli bir kuramdır. Freud bu kuram ile bilinç kavramı genişletmiş ve bilincin katmanlı (bilinç-bilinçaltı-bilinçdışı gibi) bir yapıda olduğunu iddia etmiştir. Freud, daha sonra bunlara id, ego ve süperego demiş ve kuramı daha da ileriye taşımıştır.

Freud, psikanalitik kuramın merkezine Oedipus karmaşasını koymuştur. Bu karmaşa erkek çocuğun küçük yaşlarda annesine karşı duyduğu psikoseksüel yönelimi ifade etmektedir. Freud’a göre erkek çocuk bu durumdayken babasını bir rakip olarak görür. Tabi sağlıklı bir yaşam için bu yönelim yaş ilerledikçe çözülmeli ve erkek çocuk artık romantik bir ilişki için başka karşı cinslere yönelmelidir. Çünkü evrensel olan ‘’ensest tabusu’’ buna müsaade etmeyecektir.

Freud’un bu kuramını fazla cinsiyetçi bulup inkar edenler de olmuştur. Hatta bazı revizyonistler Freud sonrasında bu karmaşanın yanına bir de Elektra Karmaşası’nı eklemişlerdir. Bu karmaşa ise kız çocuğun babaya karşı ilgisinden söz etmektedir. Eklemeler yalnız bununla da sınırlı değildir. Psikanalitik kuram daha sonra Ericson ve Lacan gibi büyük kuramcılar tarafından daha da geliştirilmiştir.

Freud’a göre kişiliğin yapısı üç farkı bölüme ayrılır:

-İd: Haz ilkesi: Tüm psişik enerjinin rezervuarıdır. Kişiliğin ilkel ve dürtüsel bileşenidir. Kişiliğin ham, organize olmamış, olgunlaşmamış yönüdür ve açlık, susuzluk, cinsellik ve irrasyonel dürtüleri temsil eder. Derhal doyurulması gereken dürtüleri barındırır ve temel amaç maksimum düzeyde doyum sağlayarak gerilimi azaltmaktır.

-Ego: Gerçeklik ilkesi: İd ve gerçek dünya arasında bir arabulucudur. Kişiliğin karar verici, eyleyici ve mantığa dayalı bileşenidir. Hazzı ertelemeye ve toplumun normlarının karşılanması için çalışır.

-Süperego: Ahlak ilkesi: Kişiliğin doğru ve yanlış hakkında sosyal standartları içselleştiren bileşenidir. Mantıkla çalışır. Yaklaşık olarak 5–6 yaşlarında gelişir.

Psikanalitik kuramda gelişimin 5 aşaması vardır:

Freud yaşamın ilk 6 yılının kişiliğin gelişiminde büyük rol oynadığını ifade etmiştir. Bu yönüyle gelişim psikolojisi için önemli bir isimdir. Diğer yandan ilk evre kuramcısı olması nedeniyle de gelişim psikolojisi çalışmalarında özel bir yeri vardır. Ayrıca Freud, kuramında cinsel gelişimin kişiliğin gelişimindeki önemini vurgulamaktadır.

-Oral Dönem (0–1/1.5 yaş): Oral dönemde temel haz kaynağı emmedir. Bebeğin sütten çok erken ya da geç ayrılması oral döneme saplanma geliştirmesine neden olabilmektedir. Yetişkinlikte bu saplanma sonucu sigara içme, fazlaca sakız çiğneme, aşırı yemek yeme gibi davranışlar görülebilmektedir.

-Anal Dönem (1/1.5–3 yaş): Fiziksel haz olarak tuvaletini tutmak ya da bırakmak çocuk için çok önem taşımaktadır. Bu dönemde olumlu tuvalet eğitimi yaşantısı önemlidir. Baskıcı, hoşgörüsüz, cezalandırıcı tuvalet eğitimi çocukların bu döneme bağımlı kalmasına neden olabilmektedir. Freud’a göre çocukken sıkı bir tuvalet eğitimi gören bir çocuk titiz, cimri, inatçı, sürekli kendini denetim altında tutan bir birey olarak gelişebilmektedir. Tuvalet eğitimi son derece gevşek olan bir birey ise aldırmaz, vurdumduymaz, dağınık, düzensiz bir birey olarak yetişebilmektedir.

-Fallik Dönem (3–6 yaş): Bu dönemde çocuklar cinsel organlarına, cinsel farklılıklara ve onların anlamlarına yönelir. Bu davranışın engellenmesi çocukta suçluluk duygularının ve cinselliğe karşı olumsuz bir tutumun kaynağı olabilmektedir. Cinsel kimliğin kazanılmaya başlandığı bu dönemde, çocuk cinsiyet farklılıklarını fark etmeye başlamakta, sorular sormaktadır. Merakı nedeniyle azarlanan çocuk, yetişkinlikte cinsel kimliği benimsemede sorunlar yaşamaktadır.

-Latent (Gizil) Dönem (6–12 yaş): Bu dönemde çocuğun cinsel dürtüsü gizlidir. Çocuk daha çok oyunla ilgilenmektedir. Dönem boyunca çocuklar aynı cinsiyetten arkadaşlarla oynama eğilimindedirler.

-Genital Dönem (12–18 yaş): Sonuncu dönemdir. Hızlı fiziksel büyüme ve buluğa erme ile içsel dürtüler artmaktadır. İlk dört psiko-seksüel dönemi başarı ile geçiren bireyler bu dönemi de sağlıklı bir şekilde geçirirler. Bu dönemde kişilik, çocuk kişiliğinden yetişkin kişiliğe dönüşmektedir.

Psikanalitik kuramda savunma mekanizmaları vardır:

-Bastırma: Bastırma, kişinin bilincinde olduğu bir çalışma ya da üzerinde düşünmeyi bilinçli ya da yarı bilinçli bir kararla ertelemesidir.

-İnkâr etme: Kişi çevresindeki tehlikeyi yok edemez veya bu tehlike ile baş edemezse ya da kaçamazsa kişinin kullanabileceği tek yol bu tehlikeyi yok saymaktır.

-Özleştirme: Özleştirme mekanizması, kişinin bir diğer insanın ya da grubun bazı özelliklerini ve inançlarının kendi ego yapısına katarak kişiliğinin bir parçası durumuna getirmesidir. Özleştirilen nesneler veya kavramlar kişi tarafından ya kullanılır ya da yıkılıp yok edilir.

-Yüceltme: Bu mekanizmada bazı ilkel istekler doğal amaçlarından çevrilerek toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülürler. Yüceltme mekanizmasında ortak olan yön, içgüdüsel dürtülerin boşalımı engellenmeksizin, ulaşılmak istenen amaç ya da nesnenin değiştirilmesidir. Yüceltme mekanizmasında üç aşamadan geçilir;

1. Gerçek amacın ketleşmesi

2. Cinsel ya da saldırgan niteliklerin etkisiz duruma getirilmesi

3. Ego’nun enerjiye yeni bir biçim vermesi.

-Gerileme: Gerileme mekanizması, kişinin erişmiş olduğu gelişim düzeyine göre daha ilkel olan davranış basamaklarına dönmesiyle belirlenir. Yeni bir kardeşin dünyaya gelişiyle kendisine gösterilen ilginin azaldığını fark eden çocuk, ilgi görmek için daha önceki dönemlerine geri dönerek altını ıslatabilir, parmağını emebilir.

-Tepki oluşturma: Suçluluk duygusu yaratan tehlikeli istekler yoğunlaştığında bunların baskı altında tutulması da güçleşmektir. Kişi bu isteklerinin karşıtı olan bilinçli tutumlar ve davranışlar geliştirerek kendini korumaya çalışır. Baskı altında tutulan düşmanca duygular sevgi gösterisiyle, saldırgan eğilimler sevecenlikle, cinsel istekler ahlak savunuculuğuyla maskelenebilir. Böylece gerçek duygular bilinç düzeyinden uzak tutulmuş olur.

-Yön değiştirme: Bu mekanizmada, yönetiminde güçlük çekilen duygu, ait olduğu nesne ya da durumla hiç ilgisi olmayan bir nesne veya duruma yöneltilebilir. Tehlikeli varsayılan duygunun yerine başka bir tepkide bulunulabilir. Küfür, yıkıcı eleştiri ya da dedikodu, çoğu kez birikmiş düşmanlık duygularının yön değiştirmiş anlatım biçimidir.

-Yansıtma: Yansıtma mekanizması kişiyi iki türlü kaygıdan koruyabilir, 1) Kişi, kendi eksiklerinin ve yanlışlarının sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler 2) Suçluluk duygulan uyandıracak nitelikteki içgüdüsel dürtülerini, düşüncelerini ve isteklerini insanlara mal eder.

PSİKANALİTİK KURAMIN SİNEMAYA YANSIMALARI

OEDİPUS KARMAŞASI

Freudçu gelişim kuramı içindeki merkezi kuram, Oedipus karmaşasıdır. Bu ufuk açan kuramın içinde Freud’un en temel görüşleri bulunmaktadır. Bunlar: Güdü, iğdişlik kaygısı ve ruhsal yapı gibi görüşlerdir. Freud’un bu kuramının sinemaya dair yansımaları oldukça fazladır. Bunları örneklerle ortaya koyabiliriz.

Oedipal rekabet örnekleri: Erkek çocuğun anneye yönelik sevgisinin karşısında babasını bulması gibi, neredeyse her filmde karakterlerin aşık oldukları kişiye ulaşmaya çalışırken karşılarında bir rakip bulduğunu görüyoruz. Bu rekabet sadece aşk ile sınırlı değildir. Bir filmde bir boksörün karşısında duran iri yarı adamı devirmek arzusu da oedipal rekabet ile ilişkilidir diyebiliriz. Ayrıca zina ve yasak meyve temaları da oedipal karmaşayla ilgilidir. Çünkü oedipal karmaşa tabuların yıkıldığı yerde başlar. (Film örnekleri: Boyhood (2014 )Psycho (1960), Rocky (1076), Undisputed (2002)Titanic (1997))

Oedipus (mitolojide) kendisi babasını öldürebilirken, Oedipal karmaşa sıkıntısındaki çocuğun kendisinden çok daha büyük rakibine (baba’ya) karşı hiç şansı yoktur. Dahası, erkek çocuk babasına yönelik saldırgan duygular beslediği için babasının da kendisine karşı benzer saldırgan duygular beslediğini düşünür. Bu durum, babanın çocuğa yaramazlık yaptığı zaman ceza vermesiyle çocuk tarafından doğrulanır. Freud bu durumu çocuğun babası tarafından iğdiş edilme korkusu olarak ifade eder. Baba çocuğu cinsel anlamda saf dışı bırakıyordur. Bu durum çocukta güçsüzlük ve iktidarsızlık yaratıyordur. Örneğin The Shining (1980) filminde Jack Nicholson kendi oğlunu bir otelde elinde bir balta ile kovalamış ve bu film ile iğdiş edilme korkusu üst düzeyde işlenmiştir. Bu tarz aile bireyleri tarafından şiddete maruz kalma senaryolarına oldukça fazla rastlıyoruz. Duşta, yatakta veya karakterlerin seviştiği sırada gelen saldırılar hepimizin aşina olduğu sahnelerdir. (Film örnekleri: Banyo (2005),American Pie (1999))

NEVROTİK ÇATIŞMA

Freud’un nevrotik çatışmaya dair modeli Oedipal karmaşa kuramından doğmuştur. Freud bu içsel psikolojik çatışmayı tanımlamak için bilinçdışını üç ayrı bölüme ayırmıştır. Bunlardan birincisi İd (ilkel benlik) doğduğu anda bebekte var olan birincil, hayvansal dürtüleri temsil eder. İd tamamen ‘haz ilkesi’ tarafından güdümlenen ve sadece kendi itkilerini tatmin etmekle ilgilenen saf bir içgüdüdür. İd’in arkasındaki yaşam kuvveti ise ‘libido’dur. İd, insanın hayvani bölümüdür.

Filmlerdeki kötü karakterlerin çoğu İd enerjisinin temsilidir. Örneğin The Dark Knight (2008) filmindeki Joker karakteri tamamıyla İd’i temsil etmektedir. Saldırgan ve kural tanımaz bir karakterdir. Kötü karakterler her filmin sonunda hapse atılmakla cezalandırılır. Yani dolaylı olarak İd bastırılmakta, kontrol altına alınmaktadır. Aynı şekilde The Silence of the Lambs (1991) filminde Antony Hopkings’in oynadığı karakter de buna örnek verilebilir. Bu karakter ilk gördüğümüzde hapistedir ve bastırılmış vaziyettedir. İd, biinçdışı zihnimizin içindeki kafese konmuş bir hayvan gibidir. İd dürtüleri her zaman dışarı çıkmaya çalışır, ancak biz onları sürekli olarak kilit altında tutarız. Filmlerde bazen kötü karakterler yani İd temsilcileri hapishaneden kaçarlar ve bu durum dramatik etkiyi yükseltir. Çünkü ilkel benlik dışarı çıkmıştır ve aksiyon şimdi başlayacaktır.

Kötü karakterlerin en önemli özelliği onların ahlakdışı oluşlarıdır. İd enerjisinin bir dışavurumu olarak kötü karakter, davranışının ahlaki sonuçlarını umursamaz. Vicdan, pişmanlık vesaire yoktur, bunlara yabancıdırlar. İşte bu noktada tıpkı çocuğun yaramazlıkları sonucu cezalandırılması gibi, kötü karakter de başka bir karakter tarafından cezalandırılmalıdır. (film örnekleri: Sarmaşık (2015), Spider-Man (2002)Dracula (1992), Irreversible (2002))

İd’den sonra geliştirilen bir sonraki bilinçdışı yapı ise Ego’dur. Ego ‘gerçeklik ilkesi’ni ifade eder. Bireyin kendi id dürtüleriyle ebeveynlerin ve toplumun uygun davranış taleplerini uzlaştırma gerekliliğini temsil eder. Filmlerde Ego’nun temsili olarak kahraman karakterleri görüyoruz. Bu karakterler film boyunca kötü karakteri kovalıyor ve onu dizginlemeyi birincil motivasyonu sayıyor. Kahramanımızın bu uğurda yol göstericisi olarak da süperego ile ilişikli kişiler görüyoruz. Süperego temsilleri kahramanımızın kötüye karşı (id’e) başarılı olması için gerekli tinsel ve psikolojik gücü sağlıyor. (film örnekleri: The Karate Kid (1984), The Matrix (1999))

Anti-kahraman Amerikan filmlerindeki en yaygın kahraman türüdür. Anti-kahraman başlangıçta id’i tarafından kontrol edilen bir karakterdir. Sonunda benmerkezciliğinin üstesinden gelir ve kendisini başkalarının iyiliği uğruna feda eder. Deadpool (2016) ve The Mask (1994) filmleri bunlar için iki büyük örnektir.

PSİKOSEKSÜEL EVRELER

Freud’un gelişen ego modeli, çocuk cinselliğine olan inancına dayanır. Birincil dürtüler, doğduğu andan itibaren gelişimin her özgün evresinde uyarılmakta olan bedendeki erojen bölgelere doğru akan libido enerjisi şeklinde ifade edilir. Gelişimin evreleri ‘psiko-seksüel’dir, çünkü egonun psikolojik gelişimi cinsel olarak yüklü itkilerin doyumuyla doğrudan ilişkilidir. Eğer bir psikoseksüel evre gerektiği gibi çözülmezse (aşırı az ya da aşırı fazla haz yaşanırsa), o zaman libido enerjisi o evrede sabitlenebilir ve nevrotik belirtilerin bireyin kişilik özellikleri ve davranış modelleri haline gelmesine yol açabilir.

Psikoseksüel evrelerin en başında ‘oral evre’ gelir. Ağız yoluyla uyarılma diyebiliriz buna. Bu evreye dair sinemada birçok örnek bulunabilir. Örneğin bir filmde sigara içme sahnesi tamamıyla bu evreyle ilişkilendirilir. Sigara emme fiziksel, duygusal ve psikolojik rahatlık sağlar. Bu nevrotik ve sağlıksız bir alışkanlıktır. Sigara, içki içme ve aşırı yemek yeme çok açık oral takıntı belirtileridir. Ancak bunun yanında diğer tüm bağımlılıklar da oral takıntıyı ifade etmektedir. Kumar, zamparalık, uyuşturucu maddeler gibi… (Film örnekleri: Citizen Kane (1941), Kader (2006), Masumiyet (1997), Naked (1993)Casablanca (1942))

Sinemada oral takıntıları genellikle bir karakterin hayatını yoluna koyması için aşması gereken bir duvar gibi işlendiğini görüyoruz. Örneğin Jackie Chan filmlerinde ana karakter düşmanlarıyla savaşırken tek derdi elindeki şişeyi düşürmemek ve daha fazla, hep daha fazla alkol alabilmektir. Karakter filmin sonunda alkolden uzaklaşır ve başarıya bu şekilde ulaşabilir. Bu basit ve çok sık uygulanan bir yöntemdir. Oral takıntılar sinemanın olmazsa olmazıdır.

Psikoseksüel evrenin ikinci aşaması yeni yürümeye başlayan çocuğun tuvalet eğitimini öğrenmeye karşı verdiği mücadelesi etrafında oluşur. Bu evre anal evre olarak ifade edilir. Çocuk, dışkıyı ve idrarı dışarı atmaya yönelik temel dürtüsünü kontrol etmeyi öğrenmelidir. Bu yüzden, tuvalet eğitimi gelişen egonun ilk hakiki nevrotik çatışmasını temsil eder.

Sinemada saf, ve kaçık karakterlerde bu anal evreye dair örnekler görebiliyoruz. Komik ikili, iki zıt karakter tipinin eşleşmesidir. Saf olan, anal tutucu bir tiptir. O, tıpkı anal tutucu çocuğun lazımlık eğitimi çatışmasıyla engellenme noktasında bile dışkısını tutarak ilgilenmesi gibi, arzularını kontrol etmekte ve kendini tutmaktadır. Diğer karakter ise kaçık ve delidoludur. Kaçık karakter saf olana karşı her şeyi bozar ve komik karışıklıklar yaratır. Bu komik ikili sayısızca işlenmiş ve hep başarılı olmuştur. En bilinen örneği ise Jackie Chan & Chris Tucker’in oynadığı Rush Hour (1998) serisidir.

Üçüncü psiko-seksüel evre fallik evredir. Çocuk bu evrede haz verici, kendini uyarma deneyimlerini keşfeder. Yine, gelişen ego ebeveynleri tarafından gösterilen toplumsal görgü kurallarının taleplerine uyarak istediği an haz alma arzularını bastırmayı öğrenmelidir. Bu evrede ego tarafından bastırılan çocukta fallik semboller ön plana çıkmaktadır. Çocuk, silahlara, bıçaklara, kılıçlara, top, roket ve sopalara ve diğer fallik imha araçlarına her zaman takıntılı olur. Çocuklara hitap eden çizgi filmlerde şiddete yönelik bu aletler fazlasıyla işlenir. (Film örnekleri: The Bugs Bunny Show (TV Series 1960–1975), Popeye (1980) — Jurassic Park (1993))

Silahlar, filmlerde fallik simgelerdir. Bir karakterin silahının büyüklüğü veya gücü o karakterin libidosuyla ilişkilidir. Silah, adeta bir kimlik simgesi olarak işlenir. Cüneyt Arkın filmlerinde bilindik bir sahne vardır. Kılıç kayanın birine saplanmıştır ve kimse o kılıcı yerinden çıkaramıyordur. Ana karakter gelir ve libidosunu ortaya sererek kılıcı saplandığı yerden çıkarır. (Film örnekleri: Kara Murat: Fatih’in Fedaisi (1972) — Battal Gazi Destanı (1971) — Thor (2011))

Gelişimin son evresi olarak genital evreyi görüyoruz. Libidonun başarılı bir şekilde bastırıldığı ve yüceltildiği gizlilik döneminden sonra psikoseksüel çatışma, gelişimin son evresinde yeniden ortaya çıkar. Ergenlik çağında seks hormonları gelişir ve cinsel olgunluğun habercisi olur. Fakat dediğimiz gibi bu evrede de belli nevrotik çatışmalar ortaya çıkar.

Sinemada baştan çıkarıcı genç kız türü oldukça popülerdir. Seksi bir genç kız kendinden daha yaşlı bir erkeğe deli gibi aşık olduğunda ortaya büyük bir ahlaki gerilim çıkar. Yaşı tutan fakat henüz olgunluğa erişememiş olan kız figürü karşı taraf için tehlikeli ve hala çocuk gibidir. Bahsedilen bu figürün en önemli temsili Stanley Kubrick’in Lolita (1962) isimli filmidir.

Genital evre için genç seks filmlerini de örnek verebiliriz. American Pie (1999) serisi gençlerin gelişiminin genital evresini çözmek için mücadele verdiği bir seridir. Bu filmde gençler bakirliğini kaybetmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Amerikan Pastası serisine yakın olarak Çılgın Dershane (2014) serisini de örnek verebiliriz. Her iki seride de henüz ergenliğe yeni adım atmış ve tecrübesiz gençler ele alınmaktadır.

SAVUNMA MEKANİZMALARI

Bilgisayarınızın sabit sürücüsü gibi bilinçdışı da kullanıcısı olan sizin haberdar olmadığınız bilgi ve fonksiyonlarınızın inanılmaz derecede karışık deposudur. Bilgiyi işleyen ve bilinçdışı arasındaki bu çatlak kesinlikle gereklidir. Çünkü eğer çok özel konuların her defasında birine odaklanmasaydık, bizim için üretken yaşamlar sürdürmek imkansız olurdu. Örneği genişletecek olursak; sabit sürücünüzdeki virüs koruma yazılımı gibi, ego savunma mekanizmaları da nevrotik çatışma araştırmasında sürekli tetikte olan ruhun sessiz korumalarıdır.

Savunma mekanizmaları evrenseldir ve bu yüzden neredeyse her filmde örneklerine rastlanabilir. Örneğin bastırma mekanizması birincil arzunun anlaşılması ve onu bilinçdışının derinliklerine yerleştirme yoluyla işler. Bu mekanizmayı American Beauty (1999) filminde çok belirgin bir şekilde görürüz. Kendi kızının arkadaşına ilgi duyan bir baba (Kevin Spacey) libidosunu bastırarak bu durumdan kurtulmaya çalışır. Ancak bu geçici bir çözümdür ve filmin ilerleyen kısımlarında patlak verecektir.

Bir diğer savunma mekanızması da inkardır. Sinemada sorun yaratan arzunun ya da endişe verici bir olayın inkarı sayısızca işlenmiştir. En büyük örnek ise yine Psycho (1960) olarak görünüyor. Burada karakterimiz annesinin ölümünü inkar etmekte ve cesedini mezardan çıkarıp onunla yaşamaktadır. Hatta bununla yetinmeyip annesinin kıyafetlerini giyerek onu yaşatmak aruzu içerisindedir, inkar bir hayli yüksek boyuttadır.

Babanın, annenin, erkek kardeşin, öğretmenin ya da çevremizdeki diğer insanların yaptıklarını kendi kişiliğimize oturtmaya çalışıyorsak buna özdeşleşme diyoruz. Sinemada bu tarz örnekler genelde yol göstericiler üzerinden görülür. Interstellar (2014) filminde bir bilim adamı olan baba’nın kızı, tıpkı babası gibi bilimle uğraşmak istemektedir. Kız babasıyla özdeşleşmiş ve kişiliğini ona göre şekillendirmiştir.

Filmlerdeki yüceltme genellikle karakterin arkasındaki cinsellik yüklü motivasyonlarıyla güdülenen hırsılı çalışma aracılığıyla tanımlanır. Yüceltme, izleyicinin kolaylıkla tanıyacağı bir bilinçdışı süreçtir. Birincil aşk, nefret, seks ve saldırganlık dürtüleri karakterlere Herkül tarzı güç ve enerji kazandırabilen, onlara herhangi bir şeyin üstesinden gelebilme yeteneği kazandıran etkili güçlerdir. (Film örneği: Superman (1978))

Çocukluk dönemi üzerimizde daha az sorumluluğun olduğu rahat bir dönemdir. Gerileme mekanizmasına göre insanlar bazen alkolün bazen de ağır sarsıntıların ardından çocukluk dönemi davranışları sergilemektedir. Bu davranışlar geçmişe duyulan özlemi ifade etmektedir. Hayat Var (2008) filminde bu durumu sık sık görürüz.

Tepki oluşturma sinemada nadir rastlanan bir mekanizmadır. Tepki oluşumu diğer savunma mekanizmalarından daha kurnazdır, çünkü dürtülerden sakınmaktansa ona karşı tepki vermeyi esas alır. American Beauty (1999) filmindeki Frank Fitts de bastırılmış eşcinsel duygularıyla o kadar çatışır ki, kendi arzu nesnesini öldürmek üzerine motive olur.

Yer Değiştirme, cinsel ya da saldırgan bir dürtünün bir çıkış yoluna yeniden yönlendirilmesidir. Sorun yaratan libido enerjisini nevrotik çatışmanın kaynağı üzerinden dışavurmaktansa, negatif enerji başka bir şey üzerinde yer değiştirir. Bu mekanizma da sinemada çok sık kullanılır. Örneğin, Head-On (2004) filmindeki popüler bar sahnesinde ana karakterimiz sevgilisinden ayrılmış ve bir bara gitmiştir. Bu barda öfkeden çıldırma noktasına gelmiş ve elleriyle bir bardağı kırmış, tuzla buz etmiştir. Öfkesini ana nesnenin dışında bir nesneye yönlendirmiştir.

Yansıtma, sorun yaratan bilinçdışı dürtüler başka birisine yüklendiğinde ortaya çıkar. Örneğin Fareler (2005) isimli kısa filmde iki karakter altınları çaldıktan sonra birbirlerinden şüphelenmeye ve kendi ahlaksız yanlarını karşısındakine yansıtmaya başlarlar ve birbirlerini öldürmek zorunda kalırlar. Bununla beraber aile ilişkilerini esas alan filmlerde de yansıtma mekanizmasını görürürüz. Özellikle baba figürleri kendi hayallerini çocuklarının yaşatması için onlara yansıtırlar. (Film örnekleri: The Godfather (1972) serisi)

SONUÇ

Yukarıda ortaya koymuş olduğum veriler sinema ve psikoloji alanlarının birbiriyle ilişkisini açık bir şekilde ortaya dökmektedir. Freud’un psikanalitik kuramı her ne kadar eleştiriliyor olsa bile, sanat ve bilime etkisi oldukça fazladır. Çalışmamda verilen film örnekleri de bu konuda referans niteliğinde olacaktır. Artık şunu biliyoruz ki, psikanalitik kuram yalnızca kişiliğin gelişimi üzerine veriler sunmakla kalmıyor; filmler için karakter oluşturma konusunda da yazarlara iyi izlekler sunuyor.

Son olarak şunu dile getirmek yanlış olmayacaktır: Bu kuram ışığında yaratılan filmler diğerlerine kıyasla çok daha derinlikli, gerçekçi ve tesiri yüksek filmler oluyor.

Kaynakça

EKŞİ ŞEYLER (2016) . Aykırı Adam Sigmund Freud ve Çok Tartışılan Teorileri https://seyler.eksisozluk.com/aykiri-adam-sigmund-freud-ve-cok-tartisilan-teorileri. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

LİBİDO (2017). Psikanaliz Kuramının Oluşumu ve Gelişimi. http://libidodergisi.com/psikanaliz-kuraminin-olusumu-ve-gelisimi/. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

MELEK YEŞİLYURT (2019). Sinemada Psikanaliz. https://www.filmloverss.com/sinemada-psikanaliz/. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

PSİKONOT (2019). Psikoseksüel Gelişim Evreleri. https://www.psikonot.com/psikoseksuel-gelisim-evreleri/. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

PSİKONOT (2019). Savunma Mekanizmaları. https://www.psikonot.com/savunma-mekanizmalari/. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

PEDRO SANGRO COLÓN çev. GÖZLEM KÜÇÜK (2017). Sinema ve Psikanaliz. https://dusunbil.com/sinema-ve-psikanaliz-ruya-makinesi/. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.

WİKİZERO (2019). Psikanaliz. https://www.wikizero.com/tr/Psikanaliz. Erişim tarihi: 03 Mayıs 2019.