HAMLET OYUN ANALİZİ

HAMLET – “Bir esinti uğruna, şan olsun diye, mezara gidiyorlar yatağa gider gibi. Birkaç dönüm yer savaşıp alacakları, orduların kılıç oynatmasına elvermez, ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak.” 

W. Shakespeare

Hamlet oyun analizi

Hamlet oyunun konusu kısaca şu şekildedir: ‘’Hamlet, yalın ve evrensel bir motiften — intikam motifinden- giderek karmaşık ve çok yönlü bir duygu, düşünce ve davranış örgüsünden gelişir. Shakespeare’in çoğu oyununda olduğu gibi, olaylar dizisinin ana çizgileri aldatıcı bir basitlik görünümü verir. Oyun başladığında, kısa bir süre önce ölmüş olan Danimarka Kralı’nın (Ölen Kral’ın adı da Hamlet’tir) Hayalet’i Hamlet’e görünür ve kendisini kardeşinin öldürdüğünü, sonra da Kraliçe’yle evlendiğini söyler. Hamlet’ten intikam almasını ister. Hamlet, yeni Kral’ın suçlu olup olmadığını, Hayalet’in doğruyu söyleyip söylemediğini, bu işi yapmasının doğru olup olmadığını, ne zaman yapması gerektiğini araştırırken, Kral durumu anlar ve karşı hazırlıklara girişir. Oyunun sonunda Hamlet ve Kral’la birlikte başkaları da ölür.’’ (Shakespeare, 1999)

HAMLET

William Shakespeare, tüm zamanların en iyi drama yazarı olarak kabul edilir. Günümüze ulaşan 38 oyun, 154 sone ve iki uzun öykü bulunmaktadır. Hayatı konusunda birçok fikir ayrılığı bulunan bu yazar hakkında kısaca şu bilgileri verebiliriz: John Shakespeare’nin oğlu William Shakespeare, Stratford-Upon-Avon’da 26 Nisan 1564 yılında doğdu. Shakespeare, 1582’de Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten Susannah, Judith ve Hamnet isimli üç çocuğu oldu. Yazar, geride bıraktığı III. Richard, Othello, Kral Lear, Machbeth ve Hamlet gibi büyük eserlerin ardından 23 Nisan 1616 tarihinde Straffor-Upon-Avon şehrinde öldü. İngiltire’nin ulusal şairi ve ‘Avon’un Ozanı’ olarak anıldı.

William Shakespeare genellikle oyunlarında ağır ve ölçülü bir dil kullanır. Çoğu oyununda kafiyeli ve şiirsel bir dil vardır. Şiirsel anlatım, kafiye ve anlatımın abartılı olması Shakespeare dilini doğallıktan çıkarır. Fakat şiirsel anlatımda monotonluk söz konusu değildir. Onun dilinde bir hareket heyecan ve coşku vardır. Anlatımda sürekli iniş-çıkışlar, duygu geçişleri vardır. Bu iniş çıkışlar ve duygu geçişleri de oyunlarının temposunu arttırır. Hamlet oyunu da bu dil özelliklerini barındırmaktadır. Oyunda kullanılan her cümle derin anlamlar taşır. Bu da izleyiciyi veya okuyucuyu düşünmeye sevk eder.

Shakespeare, aşağılık olanı ve soylu olanı, masumluğu ve vahşiliği, komik olayları ve çok ciddi olayları gözler önüne sermeyi, günlük olaylardan alışılmamış olaylara rahatça geçmeyi bilmiş, halktan olsun, soylu sınıftan olsun, bütün insan ve toplum tiplerini gözler önüne sermeyi başarmış, hem bireysel, hem toplumsal düzeydeki ahlak sorunlarıyla ilgilenmiştir. Hamlet oyununda da masumiyeti, vahşiliği, halktan insanları ve soyluları bir arada görmek mümkündür. Oyundaki her bir karakterin kendine ait bir kişiliği ve dünyası bulunmaktadır. Karakterlerdeki bu ince işçilik Shakespeare’in ustalığının göstergesidir.

Shakespeare’e göre, dayanılmaz tutkular insanları korkunç olaylara sürükler; Cloudius’un krallığa olan arzusu buna örnektir. Ne var ki bu tutkuların sonucuna yalnızca birey değil, toplumda katlanır. Cloudius yaptığı eylemle büyük bir felakete yol açmıştır. Bu durum Shakespeare trajedilerinde sık görülen karakter refleksidir.

Shakespeare’in kelime oyunlarına düşkünlüğü, klasiklere yaptığı göndermeler, söz sanatlarına ve ironiye sık sık yer vermesi de onun belirgin özelliklerindendir. Keza Hamlet oyununda da bu durumu görmekteyiz. Oyun içinde Seneca ve Plautus gibi yazarlara atıflar mevcuttur. Oyunda çeşitli semboller ve metaforlar kullanılmaktadır.

Shakespeare oyunlarındaki biçim özellikleri ile dönemin diğer yazarlarından ayrılır. Üç birlik kuralına uymayışı, komedi ve dramı aynı anda işliyor oluşu, ana hikaye ile paralel ilerleyen yan hikayeler bu duruma örnektir. Hamlet’te de Ophelia’nın hikayesi bir yan hikaye olarak işlenmiştir.

Hamlet’in bir William Shakespeare oyunu olduğunu gösteren dinamikleri şu şekilde ifade edebiliriz:

· Oyunun dram ve komedi unsurlarını aynı anda içinde barındırıyor olması

· Üç birlik kuralının esas alınmayışı

· Oyunun ahlakçı yönü

· Oyunun uzunluğu ve ritmi

· Oyunda Roma ve Antik Yunan izlerinin görülmesi

· Mitolojik unsurların kullanımı

· Sembol ve metafor kullanımı

· Eleştirel yaklaşımlar içermesi

· Denge, sorun, çözüm ve yeni denge metodunun kullanılması

· Oyunun şiirsel dili

· Oyunda soylu ve halktan insanların olması

· Yan karakterler dahil, bütün karakterlerin detaylı sunumu

· Paralel bir şekilde işleyen hikayeler

· Adalet, intikam, ihanet gibi evrensel temaların işleniyor oluşu

· Ve felsefi derinlik

Oyundaki kültürel dokuları ve yönelişleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

· Oyun Ortaçağ’da geçmektedir. Bu yüzden ‘hayalet’ ve dolayısıyla metafizik unsurlara olan inancın ve bu metafizik unsurların metinde yer etmesinin kültürel bir örnek teşkil ettiği söylenebilir.

· Hamlet ve Horatio gibi üst düzey kişilerin okumuş olduğunun belirtilmesi de o dönem insanlarından ancak üst sınıfa mensup olanların eğitim aldığı sonucuna götürebilir bizi.

· Oyunda sık sık mitolojik kahramanlardan söz edilmesi o dönem İngiltere’sinin Roma ve Yunan mitolojisine olan ilgisinin bir örneğidir.

· Ölen kral yerine onun ailesinden birinin geçmesi de yine o dönemin yönetim biçimi olan monarşinin bir örneği olarak görülebilir.

· Taç giyme gibi törenler de yine o dönem krallığının devri esnasında yapılan bir gelenek olarak okunabilir.

· Cloudius Hamlet’le olan bir konuşmasında onun yas tutmayı uzatmasının günah olduğunu ifade eder ‘’Erkeğe yakışmaz. Tanrıya karşı gelmek sayılır. Zayıf yürekli, sabırdan yoksundur bunu yapan’’ der. Bu durum o dönem insanın ölüm karşısındaki tutumunu göstermektedir. Ayrıca ‘’Erkeğe yakışmaz’’ cümlesi de bir tür cinsiyetçilik örneğidir. O dönem insanına göre kadın ağlar, erkek ağlamaz düşüncesi hakimdir.

· Leartes’in kardeşi Ophelia’ya bekaretini koruması yönünde bulunduğu telkinler de yine o dönem insanı için bakireliğin önemini gösteriyor.

· Cloudius’un Gertrude ile evlenmesi Kral Hamlet tarafından lanetleniyor. Oyunda ensest ilişkinin yanlışlığının üstünde sık sık durulduğunu görüyoruz.

· Kral Hamlet’in hayaleti oğlu Hamlet ile konuştuğu sırada ‘’Kesti aldı beni günahlarıının doruğunda, Kutsal törenle bağışlanmadan, hazırlıksız’’ diyor. Bu durum o dönem krallarının ölmeden önce günah çıkarma benzeri bir ritüel gerçekleştirdiğini gösteriyor.

· Hamlet’în nöbetçilere ve Horatio’ya olup bitenleri kimseye anlatmamaları için kılıç üzerine yemin ettirdiğini görüyoruz. Bu da o dönem insanının söz, yemin gibi unsurlarla ilişkisini gösteriyor.

· Polonius bir adamıyla konuşmasında ‘’ “Kötü şöhretli bir eve girerken görmüştüm onu. Yani, geneleve’’ der. Bu durum o dönem insanının zinaya karşı tutumunu gösteriyor.

· Oyun içerisinde uzayın sonsuzluğu, yıldızlar gibi astronomik terimler kullanılıyor. Bu durum Shakespeare’in yaşadığı dönemin bilimsel gelişmeleri ile doğru orantılıdır.

· Oyun içinde yapılan oyun durumu da o dönem tiyatrocularının durumunu gösteriyor. Gezici oyuncular, saray için yazılan oyunlar gibi… Bu durum o dönemin sanat ve sanatçısının konumu üzerine fikirler verebiliyor.

· Hamlet’in Ophelia’ya ‘’Sıradan sefilleriz hepimiz. Hiçbirimize inanma. Sen manastırın yolunu tut.’’ Demesi de o dönem kadınlarının dinsel mekânlardaki konumuna işaret ediyor.

· Rosencrantz karakteri bir yerde ‘’Her birey, gücü yettiğince, aklı erdiğince kendi canını koruyacaktır elbet. Ama çoğunluğun yaşamı Bir kişinin sağlığına bağlıysa eğer, Her şeyden önce onun canı korunmalıdır.’’ Der. Bu cümleler o dönemin yöneticilerinin alt tabaka için önemini belirten ve biat kültürüne işaret eden bir cümle olarak okunabilir.

· Son olarak, oyundaki kılıç düellosu da bir tür kültürel unsurdur.

Hamlet bir Rönesans dönemi oyunudur. ‘’Rönesans (Yeniden Doğuş), Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak bilinir. 15–16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite (Eski Roma ve Yunan Eserlerinin incelenmesi) arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, Antik Yunan filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa’nın ticaret ve Coğrafi Keşifler’le yükselişini ifade etmektedir.’’ (Anonim)

Oyunun Rönesans’ın sonlarına doğru Barok Tiyatro (1590–1750) olarak ifade edilen anlayışın ürünü olduğunu görüyoruz. Barok tiyatro, Antik Yunan tiyatrosu, ortaçağ ve Rönesans tiyatrosunun tiyatro biçimlerini kendi gününün ideolojisi ile yoğurmuştur. Bu tiyatro anlayışında türler arası hiyerarşi getirilmiş; tragedya, komedya ve ara tür olarak tragikomedya ortaya atılmıştır. Aristo’nun tiyatro kuramlarından kopmalar yaşanmıştır. Üç birlik kuralı ve türlerin kesinkes ayrılması görüşü bazı yazarlar tarafından dikkate alınmamıştır. Bu tiyatro anlayışının en önemli öncülerinden biri de William Shakespeare’dir. Bir diğeri de Lope De Vega’ydı.

William Shakespeare, bir Rönesans dönemi yazarıdır. Fakat Rönesans dönemi aydınlarının kabul ettiği kuralların dışında yazmıştır. Bu kurallar başta Aristo olmak üzere, Horatius ve diğer Rönesans kuramcılarının ortaya koydukları kurallardır. Yukarıda bahsedildiği üzere, üç birlik kuralı ve türlerin kesinkes ayrımı bu kurallara örnektir. Shakespeare her ne kadar bu kurallara uymadığı için eleştirilse de, Shakespeare’i Shakespeare yapan da bu yenilikçi tarafı olmuştur.

Rönesans dönemi insanı, merak ve sorgulamanın insanıdır. Hamlet, aldığı eğitim, felsefi donanımı, sanatsal yetkinliği ve meraklı kişiliği ile Rönesans insanıyla benzerlik göstermektedir. İnsan aklını yücelten ve “birey”i merkeze alan Rönesans düşüncesinin izlerini taşıyan Hamlet, Hayalet’in söylediklerine ilk başta inanır ama yine de akıl yoluyla bunun “gerçek” olup olmadığını kendine kanıtlamaya çalışır. Babasından öğrendiği cinayetle aydınlanan Hamlet, belki de en temelde Shakespeare‟in bu “gerçek”i bir hayalete söyletmesi dolayısıyla, kuşkuya düşer. Fakat, Hamlet’in birebir Rönesans insanı olduğu söylenemez. Shakespeare bir yerde ‘Hamlet aracılığıyla’ içinde yaşadığı dönemin insan anlayışını özetler ve kendi yorumunu yapar:

‘’Nasıl bir şaheser şu insan! Ne kadar soylu akıldan yana, melekeleri ne kadar sınırsız; endamıyla, hareketiyle ne kadar kusursuz ve göz alıcı; davranışlarında bir melek sanki, kavrayışında nerdeyse bir tanrı: En güzel yaratığı dünyanın, canlıların üstün örneği! Oysa, benim için tek bir toz zerresi’’

Görüldüğü üzere, Shakespeare’de dönemin hümanist bakış açısını yeren bir yaklaşım mevcuttur.

William Shakespeare’nin hayatı konusunda birtakım belirsizlikler olsa da, yaşadığı dönemin I. Elizabeth Dönemi (1558–1603) olduğu kesindir. Yazdığı oyunlar da bu dönemin koşullarının etkisini taşımaktadır. Dolayısıyla bu dönemin özelliklerini açıklamak, Shakespeare’i ve Hamlet oyununu anlamamızı daha kolaylaştıracaktır.

I. Elizabeth dönemi, Ben Johnson, Christoper Marlowe ve William Shakespeare gibi büyük oyun yazarlarının en üretken zamanlarını yaşadığı, İngiliz tiyatrosunun altın çağını yaratan bir dönemdir. İtalya’da başlayan ve daha sonra İngiltere’ye de etki eden Rönesans düşüncesi bu altın çağın tetikleyicisi olmuştur. Antik Yunan edebiyatı, felsefesi ve tarihine yönelim, Hıristiyanlığın sorgulanmasına ve ortaçağ sanat anlayışının ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Protestanlık kabul edilmiş, üniversiteler kurulmuş ve eğitimli, aydın bir kesim oluşmuştur. Bilimsel gelişmeler yaşanmış ve sanatta Hümanizm esas alınmıştır. İnsana ve doğaya yönelim başlamıştır.

I. Elizabeth döneminin başlarında saray ve halk arasında ulusal birlik ve bütünlük görülmektedir. Diğer ülkelere karşı elde edilen siyasi başarılar ve kazanılan maddi kaynaklar bu durumun sebebidir. Bu kazançlar her ne kadar yeni bir sınıf olan burjuvalara hizmet etse de, halk da bu ekonomik rahatlıktan payını almıştır. Fakat dönemin sonlarına doğru paranın tüm değerleri tersine çeviren gücünün topluma egemen olmasıyla kuşkuculuk ve karamsarlık ön plana çıkmıştır. Bununla birlikte, Kraliçe Elizabeth yaşlanmış ve bundan ötürü siyasi anlamda çalkalanmalar yaşanmıştır. Cinayetler, güç ve çıkar kavgaları toplumun her kesimine etki etmiştir. Shakespeare, Hamlet’i işte tam da bu siyasi belirsizlik, toplumsal huzurun bozulduğu, ekonominin çalkantılı olduğu dönemde yazar.

Hamlet’teki kişi ve olaylar, Danimarkalı dilbilgisi uzmanı Grammaticus’un Gesta Denorum (Danimarkalıların Kahramanlık Hikâyeleri) adlı kitabında yer alan Vita Amlethi’den (Hamlet’in Yaşamı) yararlanılarak yazılmıştır. Bu olaylar gerçek tarihi olaylardır fakat Shakespeare tarafından çeşitli değişiklikler yapılarak oyuna dönüştürülmüştür.

Hamlet oyunu Danimarka’da geçmektedir. Bunun sebebi, zamanın oyun yazarlarının kendilerini ve eserlerini destekleyecek birini bulamama endişesinin yanı sıra, sansürden kaçmak için ve başlarını derde sokmak istemediklerinden İngiliz hanedanına doğrudan değinmeyip, hikâyelerini geçmiş zamanda kurgulayarak, uzak ülkeler ve uzak ülkelerin hükümdarları hakkında yazmalarından kaynaklanır.

İngilizlerin 1601’de Danimarka’yı savaşçı, kana susamış vahşilerden oluşan dehşet korkunç bir yer olarak düşünmeleri için yeterli sebepleri vardı. İngilizler, Danimarkalıların birkaç yüzyıl önce Thames nehrine kadar geldiklerini ve Londra Köprüsü’nü ateşe verdiklerini biliyorlardı. Ve on altıncı yüzyılda bile Danimarkalılar sıklıkla İngiltere’nin sahillerine çıkarak tenha köylere saldırıyor — denize dönmeden öldürüyor, tecavüz ediyor ve yağmalıyorlardı. Elizabeth döneminde yasayanlar için Danimarka yıkım, ilkel gaddarlık ve terör demekti. William Shakespeare’in Danimarka’yı seçmesinin sebebi bu olabilir.

Danimarka’da geçen bu oyun ile İngiltere’deki siyasi ve ahlaki durumlar arasında birebir olmasa da bazı benzerlikler dikkat çekmektedir. Hamlet’in 1598–1602 arasında bir tarihte yazıldığı ve I. Elizabeth’in 1603’de öldüğü düşünülecek olursa, o tarihlerde Kraliçe Elizabeth’in altmışbeş-altmışdokuz yaşları arasında ve ülkeyi neredeyse yarım yüzyıldır yönetmekte olan yaşlı bir kadın olduğu görülür. İngiltere’ye o zamana kadar tarihinin en parlak dönemini yaşatmış olan I. Elizabeth, Geç Elizabeth Dönemi olarak adlandırılan 1585–1603 yılları arasında saltanatının sonuna gelmiştir ve bazı keyfî politikaları nedeniyle iktidarının zayıflamış olduğu, saraylıların ve halkın muhalefetiyle karşılaştığı görülür.

‘’Orta Çağ’da yaygın olarak kullanılan devlet (body politic) metaforu bağlamında devlet ve insan bedeni (body natural) –özellikle hükümdarların bedeni- arasında bir analoji kurularak devletin başındaki kişinin sağlık durumunun ülkenin tüm kurumlarına yansıdığı düşünülürdü.’’ (Bozer, 2019)

Shakespeare’in Hamlet oyununda devletteki, bireylerdeki ve doğadaki ahlaki ve fiziksel çürümeyi vurgulamak için görsel imgeler ve koku imgelerini çokça kullandığı görülmektedir. Claudius, erkek kardeşi Kral Hamlet’i öldürerek karısıyla evlenir. Bu eylem, devlet, birey ve doğa gibi düzlemlerde çürümenin ve bireylerin hastalıklı hallerinin tetikleyicisi olur. Devletin çürümesi devletin başının çürümüşlüğüyle doğru orantılıdır.

Oyundaki iki kadın karakterden biri olan Ophelia, bu bozuk düzen içerisinde masumiyetin simgesi olarak görünmektedir. Oyunda onca hastalık, çürümüşlük ve pis kokunun yer almasına rağmen, Ophelia çiçeklerle ve güzel kokularla özdeşleştirilir.

Ö. Nutku bununla ilgili olarak şöyle der:‘’Bu oyunun başından sonuna siyaset bir itici güç olarak belirir. Oyundaki hiçbir karakter siyasetin dışında değildir, siyasetten kurtulamaz. Konuşmaların ana çizgisi hep siyasettir. Ophelia bile bu mekanizmanın dışına çıkamaz ve onun kurbanı olur.’’

(Siyasetle bağlantılı olarak, oyun da sürekli bir ajan durumu vardır. Hayalet bile ajanlık yapar)

Ophelia, oyunun bir bölümünde orada bulunan saraylılara karakter ve kişiliklerine uygun bulduğu otlardan ve çiçeklerden verir. Aklı başında olmamasına rağmen bu konudaki seçimlerinin dikkat çekici ölçüde akıllıca ve anlamlı olduğu görülür. Bundan Shakespeare’in diğer pek çok eserinde de görüldüğü gibi bitkileri ve özelliklerini oldukça iyi tanıdığı anlaşılmaktadır. Hamlet’te de Ophelia’nın verdiği bu bitkilerin gelişigüzel seçilmiş olmadıkları anlaşılmaktadır. Ophelia herkese kendi karakterini vurgulayan otlar ve çiçekler verdiği gibi, onun ilgili karakterin kötü özelliklerini iyileştirici bitkileri sanki bir ilaç verir gibi vermekte usta olduğu görülür.

Oyundaki yan çatışmaları şu şekilde sıralayabiliriz:

· Korku ve cesaret çatışması (Hamlet’in içsel çatışması)

· Hamlet ve Cloudius çatışması (Güç üzerinden)

· Kral Hamlet ve Cloudius çatışması (Güç üzerinden)

· Hayal ve gerçek çatışması (Hayalet karakteri üzerinden)

· Mantık ve duygu çatışması (Hamlet başta olmak üzere, Cloudius, Gertrude, Ophelia ve Leartes karakterlerinde görülür)

· Oyun ve gerçek çatışması (Hamlet’in oyun içinde oyun yapması buna örnektir)

· Eski kuşak ve yeni kuşak çatışması (Oyundaki yaşlı insanlarla gençler arasında sürekli bir kuşak farkı dillendirilir)

· Halk ve iktidar çatışması (Halk içinden insanların krallığın yozlaşmasından dolayı çektiği acılar ve bu acılardan yakınmaları)

· Akılılık ve delilik çatışması (Ophelia karakteri üzerinden)

· Anne ve oğul çatışması (Hamlet ve Gertrude üzerinden)

· Baba ve kız çatışması (Polonius ve Ophelia üzerinden)

· Hamlet ve Leartes çatışması (Ophelia ve aralarındaki intikam üzerinden)

· Hamlet ve Cloudius çatışması (Öldürülen Kral Hamlet üzerinden)

· Masumiyet ve suçluluk çatışması (Ophelia’nın masumiyetinin karşıtı olarak Hamlet, Cloudius, Gertrude ve diğer saray erkanının tamamı üzerinden)

· Cloudius ve Cloudius çatışması (Kendi içsel çatışması üzerinden. Kimi zaman yaptığı şeylerden dolayı pişmanlık duymaktadır)

Hamlet oyunu, zengin yapısı gereği birçok çatışma barındırmaktadır. Bu yapının biçim ve içeriğindeki zenginlik, oyunun çatışması konusunda da yoruma açık olmasını sağlamaktadır. Fakat bize göre oyununun en belirgin çatışması, Hamlet’in içinde bulunduğu toplumla yaşadığı çatışmadır.

Oyundaki bir diğer büyük çatışma ise sadakat ve ihanet çatışmasıdır. Bu çatışma Claudius’un Kral Hamlet’i zehirleyip Kraliçe Gertrude evlenmesinden doğar. Hamlet karakterinin Claudius ve Gertrude ile çatışmasının sebebi de bununla ilgilidir. İhanetle yoğrulmuş bu evlilik, krallığın git gide yozlaşmasına ve çürümesine sebep olmuştur. Bu yüzden bu çatışma da oldukça önemlidir.

Shakespeare’nin bu çatışmaları seçmesinin sebebi oldukça açıktır. Onun Hamlet oyununda kurduğu bu çatışmaları, içinde bulunduğu toplumsal koşullardan yola çıkarak ele aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. I. Elizabeth döneminin sonlarında gelişen olaylar Hamlet oyununda yansıtılan durumlarla benzerlik göstermektedir. Taht için işlenen cinayetler, siyasi kirlilik, aydın kesimin içinde bulunduğu çıkmazlar… Shakespeare, bu oyunuyla içinde yaşadığı dönemi ve dönemin insanlarının özelliklerini apaçık ortaya koymuştur.

Peki Shakespeare Hamlet’i bize nasıl tanıtır?

Hamlet’in kişiliğine dair bilgileri diğer karakterlerden, o karakterlerle ilişkisinden veya içine girdiği olay veya durumlar üzerinden okuyabiliyoruz.

Hamlet’in biyolojik özellikleri oyunda incelikli bir şekilde işlenmiştir. Hamlet’in kaç yaşında olduğu sürekli tartışılan bir konudur. Fakat 5. Perde, 1. Sahne iyi bir okumaya tabi tutulduğu vakit 30 yaşında olduğunu öğrenmek mümkündür. Bununla beraber, Leartes ile yaptığı düellodaki atikliği de onun kılıç sanatlarındaki başarısını gösteriyor. Bu gibi biyolojik özellikler Hamlet’in oyun içerisindeki aksiyonları üzerinden okunabilir.

Hamlet’in sosyolojisine dair bilgiler ise prens oluşu üzerinden ele alınıyor. Soylu ve üst sınıfa mensup bir kişilik olarak sunuluyor. Üniversite eğitimi gördüğünü, sanata meraklı biri olduğunu biliyoruz. Oyun içinde oyun yapması yani tiyatro ve şiirle ilgilenmesi de buna örnek verilebilir.

Hamlet, oyunun başında hedefe yönelik bir misyon edinir. Ancak bu misyonun kendisine babasının hayaleti tarafından verilmediği açıktır. İnsanların ihtirası, çıkarcılığı, ikiyüzlülüğü, varoluşun anlamsızlığı, Danimarka’nın (dünyanın) kokuşmuşluğu Hamlet’e hayaletin öğrettiği şeyler değildir. Hayalet Hamlet’e sadece ilk ivmeyi verir. Hamlet dünyayla kendi hesabını görmeye başlar. Fakat bu kirli dünya altında ezilir ve kendini toparlamakta güçlük çeker.

Görüldüğü üzere Hamlet’in psikolojisi, içinde yaşadığı kötü koşullar üzerinden verilmektedir. Hamlet içinde yaşadığı dünyanın yozlaşmışlığını görecek kadar zeki ve bu koşullar altında kolayca ezilebilecek kadar da hassas bir karakter olarak işlenmiştir.

Babasının ölmesi, annesinin amcasıyla evlenmesi, amcasının babasına ihanetini öğrenmesi, Danimarka’nın yozlaşmışlığı gibi durumlar Hamlet’in psikolojisini şekillendiren olay ve durumlardır. Hamlet, bu kötü koşullarla savaşa girdiği andan itibaren bir bataklığa düşmüş gibi hisseder. Çırpındıkça daha derine batar ve oyunun sonunda trajik bir şekilde ölüme sürüklenir.

Hamlet karakteri William Shakespeare’in en derinlikli karakterlerinden biridir. Gelin onu biraz daha yakından tanıyalım.

Hamlet, 30’lu yaşlarda bir prenstir. Annesi Kraliçe, ölen babası ise bir zamanların kralıdır. Dolayısıyla üst sınıfa mensuptur. Eğitimli, meraklı ve sorgulayan bir karakterdir. Bununla beraber, kararsız, şüpheci, öfkeli, korkak, çevresine yabancılaşmış ve hassas bir ruha sahip olduğu da söylenebilir. Çok yönlü ve derin bir kişiliğe sahiptir. Onun bu çok yönlülüğü ve derinliği herkesin zihninde farklı bir Hamlet figürü oluşmasına sebep olmuştur. Karakterdeki bu durum, oyunun birçok farklı sahnelemeye tabii tutulmasının sebebi olarak görülebilir.

Hamlet oyunu, bir ailenin öyküsü bağlamında okunabilir. Bir adamın babası amcası tarafından öldürülür. Amcası dul kalan annesiyle evlenir. Adam, babasını öldüren kişinin amcası olduğundan emin olur ve amcasını öldürür. Bu durum, Hamlet karakterine birtakım psikanalitik yorumların getirilmesine sebep olmuştur.

Hamlet, tıpkı babasının gölgesi gibi, saraydan dışlanmaya çalışılır. Lacan bu durum için, “Deli rolü yapar çünkü en güçsüz olduğunu bilir” der. Bu güçsüzlük durumu Hamlet karakteri ve oyun için oldukça önemli bir noktadır. Hamlet’in Hayalet’ten duyduğu şeylerin ardından hemen eylememe geçmemesinin (Yani Kral’ı öldürmemesinin) sebebi burada yatmaktadır. Kral Hamlet ölmüş ve Claudius Gertrude ile evlenerek fallus durumuna geçmiştir. Hamlet’in yeni kral karşısında eli kolu bağlanmış ve tek çaresi onun suçlu olduğunu ispat etmek olmuştur. İlk başta kendine…

Tery Eagleton, Hamlet’i Oedipal karmaşa üzerinden şu şekilde yorumlar.

‘’Hamlet’in asıl kaybettiği şey babasından ziyade annesi gibi görünür; annesi en azından iki tane affedilmez hata yapmıştır: Kendisinin arzulamaya yetkin olduğunu açığa çıkarmıştır ki bu, bırakın bir anneyi bir kadın için bile skandal niteliğinde bir şeydir ve bu arzu Hamlet’e yönelik değil başka bir adama yöneliktir.’’ (Eagleton, 1998)

Bu yorum, Hamlet karakterini sahneleyecek kişiler için oldukça önemlidir. Çünkü bu okuma biçimi oyunun genelini psikanalitik bir çizgiye çekecektir. Özellikle Hamlet’in Gertrude ile yüzleşme sahnesi bu düzlemde oldukça önem kazanacaktır. Franco Zeffirelli’nin yönettiği ve Mel Gibson’un Hamlet’i canlandırdığı film uyarlamasında, Gertrude ve Hamlet’in yüzleşmesi bu durumu özetler. Filmde Hamlet, annesine yalvarırken bir yandan da onunla öpüşmektedir. Tabi bu durum Hamlet’in psikolojisine sadece bir pencereden bakmak demektir. Hamlet yalnızca bununla sınırlı değildir…

Oyundaki delilik kavramı da birçok kişi tarafından tartışılmış ve fikir ayrılığına sebep olmuştur. Hamlet deli midir? Deli taklidi mi yapmaktadır? Yoksa deli taklidi yaparken bir yandan da delirmekte midir? Bu soruların cevabını oyunun tamamını ele alış şeklimiz üzerinden cevaplayabiliriz. Bize göre bu oyun bir tür dedektiflik oyunudur. Hamlet karakterinin ana aksiyonu Hayalet’in ona söylediği şeylerin doğru olup olmadığını sınamak üzerinedir. Bu yüzden cevabı bulabilmek için deli rolüne girmiş ve bu rol bir süre sonra üzerine yapışmıştır. Şimdi Hamlet’in deliliğini daha ayrıntılı bir şekilde ele alalım.

Polonius, Hamlet’i bir süre izledikten sonra onun deli olduğuna karar veriyor. Ancak, “Gerçekten deli olup olmadığını da bilernem, çünkü gerçek deliliği yalnızca deliler anlatabilir” diyor. Bu noktada deliliğin bir tür paradoks olduğunu ve Shakespeare’nin de bu durumun farkında olduğunu görüyoruz. Onun Polonius’un ağzından ifade ettiği gibi, delilik bir tür paradokstur. Bu gün hala deliliği bilimsel veriler ışığında biraz olsun açıklayabilsek de, teoride bir bilinmeyen olduğunu görüyoruz. O halde Hamlet’e veya Ophelia’ya deli demeden evvel iki kez düşünmekte fayda var.

Hamlet, delilik belirtileri gösteren ama aynı zamanda deliyi oynayan biridir. Dolayısıyla tam anlamıyla deli değildir. Onun deliliği bir açıdan bakıldığında aynı zamanda dünyanın çıldırmışlığının dolaylı ve simgesel bir ifadesidir. Hamlet, çevresindeki insanların -tüm Danimarka’nın- her türlü akıl ve sağduyu kurallarına aykırı hareket ettiği düşüncesindedir. Artık iş o kadar çığırından çıkmıştır ki sistemi düzeltmenin tek yolu, onu kökünden yıkıp yerine yenisinin yükselmesine zemin hazırlamaktır. Bunu yapabilmesinin yolunu da delilik maskesi takarak suçluları ifşa etmede görecektir. Fakat bu planı ona ruhsal açıdan pahalıya patlayacak ve onu yıkıma götürecektir.

Hamlet’in deliliği ile ilgili vardığımız sonuç şudur: Hamlet, içinde bulunduğu zor koşullarla mücadele edebilmek adına delilik maskesi takar ve mücadele ettiği zor koşullar onu hata yapmaya -Polonius’u öldürmek gibi- sürükler. Hamlet’in delilik maskesi yüzüne nüfuz etmeye başlar ve onun sonunu getirir.

Ö. Nutku Hamlet için ‘’Hamlet, ruhsal yanını vurgulayan nihilizmin en üst derecesindedir.’’ (Nutku) Der. Bu durum onun plan yaparken yaşadığı tereddütlerin altında yatan sebep olabilir. Çünkü Hamlet’in içinde yaşadığı dünyaya olduğu kadar, öbür dünyaya karşı da umudu yoktur. Dünyaya gelmek, zorba ve vahşet dolu bir yaşamı beraberinde getirir. Bu ise Hamlet için, onun dayanabilme gücünden çok fazladır. Kendini öldürse toz toprağa karışacak, kurtlara yem olacaktır. Bu düşünceler onun nihilist yönünü açığa çıkarmaktadır.

Hamlet, bir sahnede bir zamanların büyük hükümdarı İskender’den şöyle bahseder:

‘’ Sonunda ne adi şeylere dönüyoruz Horatio! İnsan hayali, İskender’den kalan soylu tozu bir fıçı tıkacına kadar götüremez mi?’’

Hamlet, içinde bulunduğu kokuşmuş dünyanın yükü altında ezilen bir karakterdir. Dünyayı algılama konusundaki kabiliyetinin yüksekliği, acısının yüksekliğiyle eş değerdir. Bu bozuk düzenin ülkenin başındaki insanların ahlaksızlığı üzerinde yükseldiğinin farkındadır ve bundan ne kadar acı duysa da bu yükü taşıması gerektiğini düşünür. Şöyle der:

“Dünya çığırından çıkmış, Ah, kör talih onu düzene sokmak için ne yazık ki ben doğmuşum”

Friedrich Nietzsche Tragedyanın Doğuşu isimli eserinde Hamlet’i bu yönüyle Atlas’a benzetir. Atlas Zeus’u kızdırdığı için gökkubeyi omuzlarında taşımak zorundadır. Tabi Hamlet’in başına gelenlerde Hamlet’in bir suçu yoktur ama bir benzerlikten söz edilebilir. Nietzsche, şöyle açıklar:

‘’İkisi de şeylerin özüne gerçek bir bakış atmış, onları tanımışlardır. Ve eyleme geçmek onları tiksindirmektedir; çünkü eylemleri şeylerin bengi özünü değiştirmeyecektir, zıvanadan çıkmış dünyayı yeniden düzenleme işinin kendilerinden beklenmesini gülünç ya da utanç verici bulmaktadırlar’’ (Nietzsche, 2005)

Goethe ise Hamlet’in karakterini ve Hamlet’te Shakespeare’in ne anlatmak istediğini şöyle ifade etmiştir:

‘’Shakespeare’in ne anlatmak istediği bence son derece açıktır: Çok büyük bir eylemin, bunun altından kalkacak gücü bulunmayan bir ruha dayatılması. Bence piyes baştan sona bu anlamı verecek biçimde işlenmiştir. Burada sözü edilen, yalnızca zarif çiçekler taşıyabilecek değerli bir vazoya bir çınarın dikilmesidir; köklerin büyümesiyle vazo parçalanır. Yakışıklı, saf, soylu, maneviyatı çok güçlü ama buna karşılık fiziksel anlamda zayıf bir varlık, taşıyamamasına rağmen reddedemediği bir yükün altında ezilir.’’ (Bayyard, 202)

Hamlet karakteriyle ilgili iyi ya da kötü pek çok şey söylenebilir. O bazen iradesiz, karanlık, karamsar, örneğin Victor Hugo’ya göre “düşünceyle ve tereddüdün sonsuz zinciriyle kıskıvrak bağlanmış” olarak görünebilir ama onun kararsızlığına yönelik tüm monologlarının onun kendine yönelik uyarılar olarak ele alınması ve bunların Hamlet’in zayıflığına değil, irade gücüne yorulması gerektiğini öne sürenler de bulunmaktadır. Semih Çelenk, Hamlet kişiliğinin denkleminin ‘ya öyleyse… Ama öteki türlü de olabilir. Belki ikisi de değildir.’ (Çelenk, 2000) şeklinde özetlenebileceğini ve bu denklemi oyun boyunca onun eylemlerinde ve düşüncelerinde izlemenin olası olduğunu söylerken tam da bunu ifade etmektedir.

Tarih boyunca, Hamlet karakterine dair böylesine farklı belirlemelerin yapılması, aslında onun kişiliğinde insan varlığının disharmonik yapısını görüyor oluşumuzla ilgilidir. Takiyettin Mengüşoğlu, felsefi antropolojisinde, insanın varlık fenomenleri arasında bunu da göstermekte, insanın disharmonik bir varlık olduğunu belirtmekte ve bu özelliğinden dolayı da onun birçok olanakları içinde taşıdığını vurgulamaktadır. ‘’Tıpkı Hamlet gibi, her insan, içinde hem iyinin, hem kötünün, hem haklılığın, hem haksızlığın, hem melek-olmanın, hem de şeytan-olmanın birbirine karşıt “çekirdeklerini” içinde taşıyan disharmonik bir varlıktır. (Mengüşoğlu, 1988) Hamlet, işte tam da bu yönüyle gerçektir, yaşayan bir karakterdir.

Kaynakça

Anonim. (tarih yok). Rönesans. 11 11, 2019 tarihinde Wikizero: https://www.wikizeroo.org/index.php adresinden alındı

Ball, D. (1982). Dramaturji Çalışması. New York.

Bayyard, P. (202). Hamlet Üzerine Soruşturma. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları .

Bozer, A. D. (2019). Shakespeare’in Hamlet Oyununda Çürümüşlük ve Hastalık İzlekleri. Hacette Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi , 110–121.

Bozkurt, B. (tarih yok). Hamlet, Delilik ve Anarşi.

Çelenk, S. (2000). Barbarlar Mutludur Çünkü Tiyatroları Yoktur. İzmir: Etki Yayınevi.

Eagleton, T. (1998). William Shakespeare. Bilgi Üniversitesi Yayınevi Mimesis Yayınları , 85.

Lacan, J. (1986). Le Seminaire livre VII l’Éthique de la psychanalyse. Paris: Le Seuil.

Mengüşoğlu, T. (1988). İnsan Felsefesi. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Nietzsche, F. (2005). Tragedyanın Doğuşu. İstanbul: Cem Yayınevi.

Nutku, P. D. ÇAGDAŞ HAMLET

Özüaydın, B. C. (2016). Herkes Biraz Macbeth Biraz da Hamlet’tir. Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi .

Shakespeare, W. (1999). Hamlet. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Tarihi, T. (tarih yok). Barok Tiyatro. 11 2, 2019 tarihinde Tiyatro Tarihi: http://www.tiyatrotarihi.com/tiyatro_terimleri/barok_tiyatro_nedir.html adresinden alındı

Tigner, A. L. (New York). Literature and the Renaissance garden from Elizabeth I to Charles II. Londra.

Hamlet oyun analizi